Sitem Forum
Benim Sitem'e Hoş Geldiniz.
Bu site bemin sitem Diye sahiplenen Herkese açık Bir sitedir.

ALLAH HER İNSANIN DUASINI KABUL EDER

Aşağa gitmek

default ALLAH HER İNSANIN DUASINI KABUL EDER

Mesaj tarafından admin Bir Paz Ocak 31, 2010 2:56 am


ALLAH HER İNSANIN DUASINI KABUL EDER

Sonsuz merhamet, şefkat ve güç sahibi olan Allah, Kuran'da insanlara çok yakın olduğunu, Kendisi'ne dua ederek bir şey istediklerinde onların dualarını kabul edeceğini bildirir. Bu konuyla ilgili ayetlerden biri şöyledir:

Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (Bakara Suresi, 186)

Allah, ayetinde de bildirdiği gibi her insana çok yakındır, her insanın dileğini, içinden geçirdiklerini, düşündüklerini, bir dostuna söylediklerini, fısıldaşarak konuştuklarına, hatta bilinçaltında taşıdıklarına kadar bilir. Dolayısıyla, Allah Kendisi'ne yönelip dua eden, Kendisi'nden istekte bulunan herkesi duyar ve bilir. Bu, insanlar için çok büyük bir nimet ve Allah'ın rahmetinin, merhametinin ve sonsuz gücünün bir göstergesidir.

Allah, sonsuz bir güç ve ilme sahiptir. Allah, tüm evrende var olan herşeyin sahibidir. En güçlü gibi görünen insanlardan en büyük zenginliklere, en ihtişamlı gök cisimlerinden toprağın derinliklerinde yaşayan küçücük bir hayvana kadar canlı cansız her varlık Allah'a aittir ve Allah'ın irade ve idaresi altındadır.

Bu gerçeğe iman eden bir insan, Allah'tan herşeyi isteyebilir ve Allah'ın duasını kabul etmesini umabilir. Örneğin amansız gibi görünen bir hastalığa yakalanan bir insan, elbette ki tüm tıbbi tedbirlere başvuracaktır. Ancak, şifayı verenin Allah olduğunu bilerek, Allah'a sağlığı için dua eder. Veya içinde bir tür korku ya da endişe duyan bir insan, Allah'ın kalbine ferahlık vermesi ve onu tüm korkularından kurtarması için dua edebilir. İşinde karşısına zorluklar çıkan bir insan, Allah'ın işlerini kolaylaştırması, zorluklarını gidermesi için Allah'a yönelebilir. İnsan bunlar gibi saymakla bitmeyecek kadar çok konuda Allah'tan istekte bulunabilir. Allah'ın hidayetini artırması, onu cennette salihlerle birlikte sonsuza dek ağırlaması, cenneti, cehennemi, Allah'ın gücünü daha iyi kavrayıp anlamak için kavrayışını artırması, zenginliğinin artması gibi...

Ancak, bu noktada belirtilmesi gereken ve Kuran'da bildirilen bir sır daha vardır. Allah bir ayette, "İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan, pek acelecidir." (İsra Suresi, 11) şeklinde bildirmektedir. Örneğin, bir insan çocuklarının geleceği için Allah'tan büyük bir mülk ve zenginlik isteyebilir. Ancak Allah onun bu isteğinde bir hayır görmeyebilir. Belki de zenginlik çocuklarının azgınlaşıp şımarmalarına neden olacaktır. Allah, bu insanın duasını duyar ve onun duasına en hayırlı şekilde karşılık verir. Veya bir insan bir yere bir an önce ulaşmak için dua eder. Ama belki de kendisi için oraya daha geç gitmesi ve biriyle karşılaşarak ondan ahiretine fayda getirecek şeyler öğrenmesi daha hayırlıdır; işte Allah bunu bilir ve bu kişinin de duasına yine en hayırlı olacak şekilde icabet eder. Yani Allah o insanı işitir, ama duasında onun için bir hayır görmüyorsa, onun için en hayırlı olanı yaratır. Bu, çok önemli bir sırdır.

Bu sırrı bilmeyenler, Allah'a dua ettikten sonra duaları gerçekleşmediğinde, Allah'ın kendilerini duymadığını zannederler. Bu, çok sapkın ve cahilce bir inanıştır. Çünkü Allah insana şah damarından daha yakındır. (Kaf Suresi, 16) O, insanın her konuşmasından, her düşüncesinden, hayatının her anından haberdardır. İnsan uyurken bile, Allah onun her halini, rüyasında gördüklerine kadar bilir. Bunların tümünü yaratan Allah'tır. Dolayısıyla, insan Allah'a her dua ettiğinde Allah'ın duasını bir ibadet olarak kabul ettiğini bilmeli ve duasına kendisi için en hayırlı zamanda ve en hayırlı şekilde karşılık verileceğine iman etmelidir.

Dua, her insan için çok kıymetli bir ibadet ve büyük bir nimettir. Çünkü Allah, insana dua aracılığı ile Allah'ın hayırlı ve güzel gördüğü herşeye erişme imkanı vermiştir. Allah, "De ki: Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?…" (Furkan Suresi, 77) ayetiyle duanın insanlar için önemini bildirmektedir.

Allah sıkıntı ve ihtiyaç içinde olanın duasını kabul eder

Dua edilen zamanlar, insanın Allah'a olan yakınlığının, dostluğunun ve Allah'a ne kadar muhtaç olduğunun en açık olarak anlaşıldığı anlardır. Çünkü insan dua ederken, hem Allah'ın karşısında ne kadar aciz ve güçsüz olduğunu anlar, hem de kendisine Allah'tan başka hiçbir gücün yardımının olamayacağının farkına varır. İnsanın duasının samimiyeti ve içtenliği ise, Allah'tan istediği şeye ne kadar ihtiyaç duyduğunu hissetmesi ile ilgilidir. Örneğin her insan dünyaya barış ve huzur gelmesi için dua edebilir. Ancak savaşın ortasındaki bir insanın bu konudaki duası, diğerlerine göre daha sıkıntı ve ihtiyaç içinde olacak, dolayısıyla bu insan bu konuda Allah'a çok daha fazla yalvararak ve muhtaç olarak dua edecektir. Veya denizin ortasında fırtınaya yakalanmış bir gemideki ya da düşmek üzere olan bir uçaktaki insanların hepsi, Allah'a yalvara yalvara dua ederler. Dualarında son derece içten ve boyun eğici olurlar. Allah bir ayette bunu şöyle bildirir:

De ki: "Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz: Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden oluruz." (Enam Suresi, 63)

Allah'ın Kuran'da insanlara bildirdiği makbul dua, "yalvara yalvara" olan duadır:

Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez. (Araf Suresi, 55)

Allah bir başka ayette ise, sıkıntı ve ihtiyaç içinde olanın duasını kabul ettiğini bildirir:

Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi'ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz. (Neml Suresi, 62)

Elbette ki bir insanın istekleri için Allah'a yalvarması, sıkıntı ve ihtiyaç içinde dua etmesi için, ölüm tehlikesi içinde olması şart değildir. Bu örnekler, insanların, duanın samimi ve içten olması için nasıl bir ruh hali gerektiğini, gafletten kurtuldukları ölüme yakınlık anlarında nasıl Allah'a yöneldiklerini kıyas edebilmeleri açısından verilmektedir. Allah'a gönülden bağlı olan müminler ise ölümü görmeseler dahi, Rabbimiz'e her zaman samimiyetle ve acizliklerini bilerek muhtaç bir halde yönelirler. Bu onları, inkar edenlerden ve imanı zayıf olanlardan ayıran önemli bir özelliktir.

Duada sınır tanımamak

İnsan helal-haram sınırları içinde Allah'tan herşeyi isteyebilir. Çünkü daha önce de belirtildiği gibi, Allah tüm evrenin tek hakimi ve tek sahibidir ve eğer dilerse, insana her dilediğini verir. Dua ile Allah'a yönelen her insan, Allah'ın herşeye gücünün yettiğine, her isteğinin Allah için çok kolay olduğuna, duası kendisi için hayırla sonuçlanacaksa Allah'ın isteğini gerçekleştireceğine iman etmelidir. Kuran'da örnekleri verilen peygamberlerin ve salih müminlerin duaları, müminlerin Allah'tan neleri istediklerine dair birer örnektir. Örneğin Hz. Zekeriya Allah'tan hayırlı bir soy istemiştir ve karısı kısır olmasına rağmen Allah onun duasına karşılık vermiştir:

Hani o (Hz. Zekeriya), Rabbine gizlice seslendiği zaman; demişti ki: "Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben Sana dua etmekle mutsuz olmadım. Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana Kendi Katından bir yardımcı armağan et. Bana mirasçı olsun. Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl." (Meryem Suresi, 3-6)

Allah, Hz. Zekeriya'nın duasını kabul etmiş ve onu Hz. Yahya ile müjdelemiştir. Hz. Zekeriya ise, bir oğlu olacağı müjdesini aldığında, karısı kısır olduğu için buna şaşırmıştır. Allah'ın Hz. Zekeriya'ya verdiği cevap müminlerin dualarında unutmamaları gereken bir sırrı içermektedir:

Dedi ki: "Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım." (Ona gelen melek "Bu benim için kolaydır, daha önce sen hiçbir şey değil iken, seni yaratmıştım." (Meryem Suresi, 8-9)

Kuran'da duasına icabet olunan daha birçok peygamberin haberi verilmektedir. Örneğin Hz. Nuh, hidayet bulmaları için her yolu denediği, ancak buna rağmen azgınlığı giderek artan kavmi için Allah'tan azap istemiş ve Allah duasına karşılık kavmine, tarihe geçecek kadar büyük ve şiddetli bir azap vermiştir.

Bir sıkıntı dolayısıyla Hz. Eyüp de Allah'a çağrıda bulunarak "... Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın" (Enbiya Suresi, 83) demiştir. Allah, Hz. Eyüp'ün duasının karşılığını Kuran'da şöyle bildirir:

Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Katımız'dan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik. (Enbiya Suresi, 84)

Hz. Süleyman'ın Kuran'da haber verilen, "Rabbim beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz sen karşılıksız armağan edensin" (Sad Suresi, 35) şeklindeki duasına karşılık Allah ona çok büyük bir iktidar ve zenginlik vermiştir.

Dolayısıyla, dua edenler, Allah'ın gücünün herşeye yettiğini ve Allah'ın 'Ol' emriyle, herşeyin bir anda olabileceğini bilmeli ve bunlara iman ederek Allah'tan istekte bulunmalıdırlar. Allah'ın ayetinde de bildirdiği gibi, Allah için herşey kolaydır ve Allah her duayı işitir ve bilir.

Allah, dünyayı isteyenlere dünyayı verir, ancak onlar ahirette büyük bir kayıp içinde olurlar

Allah'tan gereği gibi korkup sakınmayan, ahirete de kesin bir bilgiyle iman etmeyen insanların istekleri sadece dünyaya yönelik olur. Onlar zenginliği, mülkü, itibarı hep bu dünyadaki hayatları için isterler. Allah, sadece dünya için istekte bulunanların ahirette bir kazançları olmayacağını bildirir. Müminler ise hem dünya hayatları hem de ahiretleri için Allah'tan istekte bulunurlar, çünkü ahiretin dünya hayatı kadar kesin ve yakın bir hayat olduğuna iman ederler. Allah, bunu Kuran'da şöyle bildirir:

... İnsanlardan öylesi vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada ver" der; onun ahirette nasibi yoktur. Onlardan öylesi de vardır ki: Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru" der. İşte bunların kazandıklarına karşılık nasipleri vardır. Allah, hesabı pek seri görendir. (Bakara Suresi, 200-202)

Müminler de dualarında Allah'tan sağlık, zenginlik, ilim ve güzellik isterler. Ancak onların her dualarında Allah'ın hoşnutluğu ve dine uygun bir niyet vardır. Örneğin zenginliği, Allah yolunda kullanmak için isterler. Bu konuyla ilgili olarak Allah'ın Kuran'da örnek verdiği peygamberlerden biri Hz. Süleyman'dır.

Hz. Süleyman, Allah'tan kendisine kimsenin erişemeyeceği kadar büyük bir mülk vermesini isterken bunu dünyaya yönelik bir hırs olarak değil, Allah yolunda kullanmak, insanları Allah'ın dinine çağırmak ve Allah'ı zikretmek için istemiştir. Hz. Süleyman'ın Kuran'da bildirilen sözleri onun samimi niyetinin bir göstergesidir: Ayette şöyle buyrulmaktadır:

"... Gerçekten ben mal sevgisini Allah'ı zikretmekten dolayı tercih ettim." (Sad Suresi, 32)

Allah, Hz. Süleyman'ın bu duasını kabul etmiş, ona hem dünyada büyük bir mülk vermiş, hem de onu ahiret nimetleriyle mükafatlandırmıştır. Bunun yanında, sadece dünya hayatını isteyen, ahireti düşünmeyenlere de Allah dünyada isteklerini verir, ancak onlara ahirette azap dolu bir hayat vardır. Dünya hayatında sahip oldukları hiçbir nimete ahirette ulaşamazlar.

Allah bu önemli bilgiyi Kuran'da şu ayetleriyle insanlara bildirmektedir:

Kim ahiret ekinini isterse, Biz ona kendi ekininde arttırmalar yaparız. Kim dünya ekinini isterse, ona da ondan veririz; ancak onun ahirette bir nasibi yoktur. (Şura Suresi,20)

Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider. (İsra Suresi, 18)

ALLAH, ŞÜKREDENLERİN NİMETLERİNİ ARTIRIR

Her insan, hayatı boyunca her anı için Allah'a muhtaçtır. Soluduğu havadan yediği yemeğe, elini ayağını kullanabilmesinden konuşabilmesine, barınabilmesinden, gülüp neşelenmesine kadar Allah'ın yarattıklarına ve kendisine bağışladıklarına muhtaç olarak yaşar. Ancak insanların büyük bir çoğunluğu acizliklerini ve Allah'a muhtaç olduklarını anlamazlar. Onlar herşeyin kendiliğinden geliştiğini veya sahip oldukları şeylere kendi çaba ve çalışmaları sonucunda ulaştıklarını zannederler. Bu, hem büyük bir yanılgı hem de Allah'a karşı büyük bir nankörlüktür. Kendilerine küçücük bir hediye alan bir insana bile nasıl teşekkür edeceğini bilemeyen bu insanlar, Allah'ın hayatları boyunca kendilerine verdiği sayısız nimeti görmezden gelerek yaşarlar. Oysa Allah'ın her insana verdiği nimet, sayarak bitirilemeyecek kadar çoktur. Allah bunu bir ayetinde şöyle bildirir:

Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nahl Suresi, 18)

Buna rağmen, insanların büyük bir çoğunluğunu şükretmez. Bunun nedeni ise ayetlerde bildirilmektedir. İnsanları Allah'ın yolundan saptırmak için yemin eden şeytan, insanların şükretmelerini de engelleyeceğini söylemiştir. Şeytanın bu sözleri Kuran'da şöyle bildirilir:

"Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın." (Allah) Dedi: "Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak ordan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım." (Araf Suresi, 17-18)

Müminler ise, sahip oldukları her nimet için ne kadar aciz ve muhtaç olduklarını düşünerek Allah'a şükrederler. Müminlerin Allah'a şükrettikleri tek nimet zenginlik, mal, mülk değildir. Herşeyin sahibinin ve hakiminin Allah olduğunu bilen müminler sağlıkları, güzellikleri, ilimleri, akılları, imanı sevmeleri, küfrü çirkin görmeleri, hidayet ehli olmaları, tertemiz müminlerle birlikte olmaları, anlayış, basiret ve feraset sahibi olmaları, güçleri dolayısıyla şükrederler. Gördükleri güzel bir manzara için veya işleri kolay hallolduğunda, istedikleri birşey gerçekleştiğinde, güzel bir söz işittiklerinde, sevgi ve saygı gördüklerinde ve daha saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok nimetle karşılaştıklarında hemen Allah'a şükreder, O'nun merhametini, şefkatini, Rahman ve Rahim olduğunu düşünürler.

Allah, onların bu ahlakına karşılık olarak Kuran'da bir sır bildirmiştir. Bu sır, Allah'ın şükredenlere nimetlerini artıracağıdır. Örneğin sağlığı ve gücü için şükredici olan bir Müslümanın Allah gücünü ve sağlığını daha da artırır. İlmi veya mülkü için şükredenlere Allah daha çok ilim ve mülk verir. Bu, onların Allah'ın verdikleri ile yetinen, sahip oldukları nimetlerle sevinen, samimi ve Allah'la dost insanlar olmalarındandır. Allah, bu sırrı Kuran'da şöyle bildirmiştir:

"Rabbiniz şöyle buyurmuştu: "Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size artırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, Benim azabım pek şiddetlidir." (İbrahim Suresi, 7)

Şükredenlerden olmak, o insanın Allah'a yakınlığının, dostluğunun ve Allah'a olan sevgisinin de bir göstergesidir. Şükredici insanlar, daima her olayda Allah'ın yarattığı güzellikleri ve nimetleri görebilme anlayış ve yeteneğine sahiptirler. İnkarcı veya nankör bir insan, en güzel ortamlarda dahi hep eksikleri, kusurları görür, onlarla mutsuz veya tedirgin olur. Allah'ın yaratışının bir hikmeti olarak da bu insanların karşılarına hep terslik gibi görünen olaylar, güzel olmayan görüntüler çıkar. Oysa güzel ve samimi bir bakışa sahip insanlar için de Allah, hep güzellikleri ve nimetleri artırarak gösterir.

Görüldüğü gibi Allah'ın şükredenlere nimetlerini artırması Kuran'ın sırlarından biridir. Ancak burada unutulmaması gereken, bu şükrün gerçek bir samimiyetle yapılması gerektiğidir. Samimi olarak Allah'a yönelerek, O'nun sonsuz şefkat ve merhametinin coşkusunu hissederek yapılamayan, sadece göstermelik olarak dile getirilen bir şükür ifadesi elbette son derece samimiyetsizdir. Ve sinelerin özünde saklı duranı bilen Allah, bu samimiyetsizliğin de şahididir. Böyle bir ruh hali içinde şükredenler, Allah'ın sinelerin özünde saklı duranı, insanların niyetlerini, gizlediklerini, gizlinin de gizlisini bildiğinin şuurunda değildirler. Rahat bir ortamda göstermelik ifadelerle şükreder ama zor bir anda rahatça nankörlük yapabilirler.

Şunu da unutmamak gerekir ki, samimi müminler, en zor koşullarda dahi şükredicidirler. Yüzeysel düşünen bir kişi, müminlerin sahip oldukları nimetlerde bir azalma görebilir. Ancak müminler her olayın ve ortamın nimet yönünü görebildikleri için bunda da bir hayır olduğunu bilirler. Örneğin Allah insanları biraz korku, açlık ve canlardan ve mallardan eksiltme ile deneyeceğini bildirmektedir. Böyle bir durumda müminler, bunlara sabrettikleri takdirde Allah'ın kendilerini cennet nimetleri ile mükafatlandıracağını umarak, sevinir ve şükrederler. Allah'ın kendilerine hiçbir zaman güçlerinin üzerinde yük yüklemeyeceğini bilir, bunun güven ve teslimiyeti ile sabreder ve şükredici olurlar. Bu nedenle her zaman şükredenlerden olmak belirgin bir mümin vasfıdır ve Allah, şükredenlere hem ahirette hem de dünyada nimetlerini artırarak verecektir.
Kaynak :İSLAMİYET.GEN.TR
http://forum.islamiyet.gen.tr/dini-hikayeler/34935-allah-dua-edenin-duasini-kabul-eder.html
avatar
admin
Admin
Admin

Yengeç
Mesaj Sayısı : 212
Yaş : 56
Nerden : İstanbul
Noktalar : 4399
Adınız veya Lakabınız : 0 Kayıt tarihi : 05/08/08

Oyun Özellik
Benim Sitem Formunda Üyelerin karakterkeri:
Örnekler:
Bar:
0/0  (0/0)

Kullanıcı profilini gör http://sitemforum.0forum.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: ALLAH HER İNSANIN DUASINI KABUL EDER

Mesaj tarafından admin Bir Paz Ocak 31, 2010 2:59 am

DUA İÇİN ZAMAN VE MEKAN

Efendimiz A.S.rın hadislerinde dua etmek için hassasiyet göstermemiz gereken zamanlar şöyle haber verilir:

Gecenin son üçte birlik kısmı.

Farz namazların sonrası.

Secde hali.

Hac veya Umre.

Ezan okunduğu vakit.

Ezanla kamet arası.

Namaz için kamet okunduğu zaman.

Düşman karşısında iken.

Yağmur yağdığı zaman.

Kur'an hatminden sonra.

Gözlerimiz iman hasssiyetiyle yaşardığı zaman.

Bizi sadece Allah Teala'nın gördüğü tenha yerler.

Kâbe'de Rükn ile Makam arası.

Kabul Olunacağı Bildirilen Dualar

Rasulullah A.S. Efendimiz'in hadislerinde, şu kimselerin duasının reddolunmayacağı haber verilir:

Evine dönünceye kadar hacının ve gazinin duası.

İyileşinceye kadar hastanın duası.

Mü'min bir kimsenin, diğer mü'min kardeşi için gıyaben yaptığı dua.

İftar edinceye kadar oruçlunun duası.

Adaletli devlet başkanının duası.

Babanın evladına duası.

Esma-i Hüsna, salih ameller, peygamberler ve diğer büyük zatlar ile tevessül edilerek yapılan dua.

Misafirin ev sahibine duası.

Mazlumun duası ve bedduası.


KAYNAK: http://forum.islamiyet.gen.tr/dini-hikayeler/34935-allah-dua-edenin-duasini-kabul-eder.html
avatar
admin
Admin
Admin

Yengeç
Mesaj Sayısı : 212
Yaş : 56
Nerden : İstanbul
Noktalar : 4399
Adınız veya Lakabınız : 0 Kayıt tarihi : 05/08/08

Oyun Özellik
Benim Sitem Formunda Üyelerin karakterkeri:
Örnekler:
Bar:
0/0  (0/0)

Kullanıcı profilini gör http://sitemforum.0forum.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: ALLAH HER İNSANIN DUASINI KABUL EDER

Mesaj tarafından admin Bir Paz Ocak 31, 2010 3:04 am

DUANIN KABUL EDİLMEYECEĞİNDEN ENDİŞE ETMEK
İnsanın hayatı boyunca almış olduğu telkinler, zamanla hayatın akışı içerisindeki inanılmaz mucizeleri göz ardı etmesine neden olur. Bu yüzden birçok insan, dünyadaki olayların başıboş ve tesadüfi bir biçimde işlediğine zamanla kendisini inandırır. Aslında Allah’ın varlığına inanmıyor değildir, en azından bunu kesin olarak reddetmemektedir. Ancak dünyanın Allah’tan bağımsız olarak işlediğini, O’nun olayların akışına hiçbir müdahalesinin olmadığını, ya da “mucizeler” aracılığıyla binlerce yılda bir müdahale ettiğini düşünür.
Allah’ı gerektiği gibi takdir edemeyen bu insan, doğal olarak Allah’ın dualara icabet eden sıfatını da kavrayamaz. Dua etse bile Allah’ın duasına icabet edeceğinden şüphe içindedir.
Oysa mümin dua ettiği zaman Allah’ın kendisini işittiğini ve duasına her ne şekilde olursa olsun icabet edeceğini bilir; çünkü olayların başıboş ve tesadüfi bir biçimde değil, Allah’ın belirlediği kadere göre geliştiğinin, O’nun dilediği şekilde yürüdüğünün farkındadır. Bu nedenle, duasına karşılık görmemek gibi bir kuşkusu yoktur. Bu samimi ruh haliyle dua edenin duasını da Allah makbul görür ve kabul eder. Allah, Kuran’da şöyle buyurmaktadır:
Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (Bakara Suresi, 186)
Allah, başka ayetlerde de “… sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisine dua ettiği zaman icabet eden…” (Neml Suresi, 61-62) olarak bildirilir ki, bu da yine samimi duaların Allah Katında mutlaka karşılık göreceğinin ifadesidir.
Dolayısıyla duayı, Allah’ın yardımından kuşkuya düşmeden, kabul olacağına kesin olarak iman ederek dile getirmek gerekir. Aksi bir tutum içinde bulunan, yani Allah’ın icabetine karşı kuşku ile yaklaşan kişi ise, daha başlangıçta Kuran mantığı ile ters düşmüştür.
Bu nedenle dua eden kişinin sahip olması gereken en temel iki özellik, Allah’a karşı samimiyet ve güvendir. Allah kullarının Kendisine yakın olmasını ister. Samimi bir ruh hali içinde istenen güzel şeylere karşılık verir. İnsanı sadece bir su damlasından yaratan, yeryüzünü yoktan var eden Allah için, herhangi bir kişinin duasına karşılık vermek çok kolaydır. Yapılması gereken tek şey inançla ve sabırla istemektir.
Dua konusunda belki de en büyük tehlike, kabul olmayacağı endişesiyle dua etmekten vazgeçmektir. Bu, pek çok yönden hatalı, hatta cahilce bir tavırdır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, ayetlerde vurgulanan “duaya icabet” bir şeyin “aynen gerçekleşmesi” anlamına gelmez; çünkü insan, daha önce de belirttiğimiz gibi, bazen kendisi için zararlı olan bir şeyi Allah’tan talep ediyor olabilir. “İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan, pek acelecidir” (İsra Suresi, 11) ayeti, bu durumu açıklamaktadır.
Duada istenilen şeyin geciktirilerek verilmesinin veya tamamen farklı bir şekilde icabet edilmesinin bir nedeni, Allah’ın insanları imtihan etmesi de olabilir. Allah, kullarının sabrını denemek ve onları olgunlaştırmak için vereceği nimetleri belirli bir hikmete göre belirli sürelerin sonunda verebilir.
Bu ve benzeri nedenlerden ötürü duada istenilen herşeyin hemen gerçekleşmesini bekleyemeyiz. Büyük İslam alimi Bediüzzaman’ın belirttiği gibi, Allah dua konusu olan şeyin daha azını verebilir, belki de mükafat olarak daha fazlasını verebilir, ya da yukarıda saydığımız nedenlerden ötürü hiç vermeyebilir. Ancak her durumda da Allah Kendisine dua edenin duasına icabet etmiştir.
KAYNAK: http://www.mucize.net/blog/duanin-kabul-edilmeyeceginden-endise-etmek.html
avatar
admin
Admin
Admin

Yengeç
Mesaj Sayısı : 212
Yaş : 56
Nerden : İstanbul
Noktalar : 4399
Adınız veya Lakabınız : 0 Kayıt tarihi : 05/08/08

Oyun Özellik
Benim Sitem Formunda Üyelerin karakterkeri:
Örnekler:
Bar:
0/0  (0/0)

Kullanıcı profilini gör http://sitemforum.0forum.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: ALLAH HER İNSANIN DUASINI KABUL EDER

Mesaj tarafından admin Bir Paz Ocak 31, 2010 3:06 am

ALLAH DUALARI KABUL EDER

Sonsuz merhamet, şefkat ve güç sahibi olan Yüce Rabbimiz, Kuran’da insanlara çok yakın olduğunu, Kendisi’ne dua ederek bir şey istediklerinde onların dualarına icabet edeceğini bildirir. Bu konuyla ilgili bir ayette şu şekilde buyrulmaktadır: Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (Bakara Suresi, 186)
Kuranda da bildirildiği gibi, Allah, insana çok yakındır, her insanın dileğini, içinden geçirdiklerini, düşündüklerini, bir dostuna söylediklerini, fısıldaşarak konuştuklarını, hatta bilinç altında taşıdıklarına kadar herşeyi bilir. Dolayısıyla, Allah Kendisi’ne yönelip dua eden, Kendisi’nden istekte bulunan herkesi duyar ve bilir. Bu, insanlar için çok büyük bir nimettir. İman edenler bu sırrı bildikleri için, Allah’tan herşeyi ister ve dualarının kabul edilmesini umarlar. Örneğin, çaresiz gibi görünen bir hastalığa yakalanan insan, elbette ki tüm tıbbi tedbirlere başvuracaktır. Ancak, şifayı verenin Allah olduğunu bilerek, Allah’a sağlığı için dua eder. İnsan sadece belli başlı konularda değil her konuda Allah’tan istekte bulunabilir. Örneğin; günahlarının af olması, hidayetinin artması, cennette salihlerle birlikte sonsuza dek ağırlanması, sağlığının ve huzurunun artması gibi.
Ancak, bu noktada belirtilmesi gereken ve Kuran’da bildirilen bir sır daha vardır. Allah’ın “İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan, pek acelecidir.” (İsra Suresi, 11)ayetinde de bildirdiği gibi, insanın muhakkak yerine gelmesini istediği duaların hepsi, sonuç açısından kendisi için iyi olmayabilir. Örneğin, iman eden bir insan çocuklarının geleceği için Allah’tan çok büyük bir mülk ve zenginlik ister. Ancak Allah onun bu isteğini gerçekleştirmeyebilir. Belki de zenginlik çocuklarının şımarmalarına neden olacaktır. Allah, bu insanın duasını duyar ve onun duasına en hayırlı şekilde karşılık verir. Olayların kişinin istediği gibi gelişmemesi bu sonucu değiştirmez. Allah her zaman dua edenin duasını işitir ve iman edenler için her zaman en hayırlı olanı yaratır. Bu, çok önemli bir sırdır.
Bu yüzden dua ederken istenen şeyin muhakkak istendiği şekilde yerine gelmesi değil, hayırlı olacaksa istenmesi önemlidir. Yüce Rabbimiz (Kaf Suresi, 16) ayetinde de belirtildiği gibi, insanın her duasını işitmektedir. İnsan da her duanın Allah tarafından bir ibadet olarak kabul edildiğini bilmeli ve duasının, en hayırlı zamanda ve en hayırlı şekilde karşılık göreceğine iman etmelidir.
Dua, her insan için çok kıymetli bir ibadet ve büyük bir nimettir. Çünkü Allah, insana dua aracılığı ile Kendisi’nin hayırlı ve güzel gördüğü herşeye erişme imkanı vermiştir. Allah, “De ki: Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?” (Furkan Suresi, 77) ayetiyle de duanın önemli bir ibadet olduğunu bildirmektedir.


Kaynak = [size=9]www.mercek.org
[/size]
avatar
admin
Admin
Admin

Yengeç
Mesaj Sayısı : 212
Yaş : 56
Nerden : İstanbul
Noktalar : 4399
Adınız veya Lakabınız : 0 Kayıt tarihi : 05/08/08

Oyun Özellik
Benim Sitem Formunda Üyelerin karakterkeri:
Örnekler:
Bar:
0/0  (0/0)

Kullanıcı profilini gör http://sitemforum.0forum.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: ALLAH HER İNSANIN DUASINI KABUL EDER

Mesaj tarafından admin Bir Paz Ocak 31, 2010 3:12 am

Allah sıkıntı ve ihtiyaç içinde olanın duasını kabul eder:
Dua edilen zamanlar,insanın Allah'a olan yakınlığının, dostluğunun ve Allah'a ne kadar muhtaç olduğunun en açık olarak anlaşıldığı anlardır. Çünkü insan dua ederken, hem Allah'ın karşısında ne kadar aciz ve güçsüz olduğunu anlar, hem de kendisine Allah'tan başka hiçbir gücün yardımının olamayacağının farkına varır. İnsanın duasının samimiyeti ve içtenliği ise, Allah'tan istediği şeye ne kadar ihtiyaç duyduğunu hissetmesi ile ilgilidir. Örneğin her insan dünyaya barış ve huzur gelmesi için dua edebilir. Ancak savaşın ortasındaki bir insanın bu konudaki duası, diğerlerine göre daha sıkıntı ve ihtiyaç içinde olacak, dolayısıyla bu insan bu konuda Allah'a çok daha fazla yalvararak ve muhtaç olarak dua edecektir. Veya denizin ortasında fırtınaya yakalanmış bir gemideki ya da düşmek üzere olan bir uçaktaki insanların hepsi, Allah'a yalvara yalvara dua ederler. Dualarında son derece içten ve boyun eğici olurlar. Allah bir ayette bunu şöyle bildirir:
izafet.Com - Allah sıkıntı ve ihtiyaç içinde olanın duasını kabul eder

De ki: "Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz: Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden oluruz." (Enam Suresi, 63)

Allah'ın Kuran'da insanlara bildirdiği makbul dua, "yalvara yalvara" olan duadır:

Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez. (Araf Suresi, 55)

Allah bir başka ayette ise, sıkıntı ve ihtiyaç içinde olanın duasını kabul ettiğini bildirir:

Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi'ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz. (Neml Suresi, 62)

Elbette ki bir insanın istekleri için Allah'a yalvarması, sıkıntı ve ihtiyaç içinde dua etmesi için, ölüm tehlikesi içinde olması şart değildir. Bu örnekler, insanların, duanın samimi ve içten olması için nasıl bir ruh hali gerektiğini, gafletten kurtuldukları ölüme yakınlık anlarında nasıl Allah'a yöneldiklerini kıyas edebilmeleri açısından verilmektedir. Allah'a gönülden bağlı olan müminler ise ölümü görmeseler dahi, Rabbimiz'e her zaman samimiyetle ve acizliklerini bilerek muhtaç bir halde yönelirler. Bu onları, inkar edenlerden ve imanı zayıf olanlardan ayıran önemli bir özelliktir.

KAYNAK: http://www.izafet.com/ayet-hadis-ve-dualar/440154-allah-sikinti-ve-ihtiyac-icinde-olanin-duasini-kabul-eder.html
avatar
admin
Admin
Admin

Yengeç
Mesaj Sayısı : 212
Yaş : 56
Nerden : İstanbul
Noktalar : 4399
Adınız veya Lakabınız : 0 Kayıt tarihi : 05/08/08

Oyun Özellik
Benim Sitem Formunda Üyelerin karakterkeri:
Örnekler:
Bar:
0/0  (0/0)

Kullanıcı profilini gör http://sitemforum.0forum.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: ALLAH HER İNSANIN DUASINI KABUL EDER

Mesaj tarafından admin Bir Paz Ocak 31, 2010 3:15 am

Duâ kadere tesir eder mi?
Sakınmak kaderi değiştirmez. Duâ ise inen belaya da henüz inmemiş belaya da fayda verir. Bela iner ve duâ ile karşılaşınca kıyamet gününe kadar birbiriyle mücadele eder, vuruşurlar.”
Maxicep.com - Duâ kadere tesir eder mi?
Kader ve cüz-i ihtiyarî, İslâmiyet’in ve imanın nihâyet hududunu gösteren, hâlî ve vicdanî bir imanın cüzlerinden olduğu için burada geniş geniş kaderden bahsetmeyeceğiz. Bizim temas edeceğimiz mesele duâ-kader ilişkisidir. Bu meselenin iyice anlaşılabilmesi için önce kaderle ilgili terimleri tanımlamakla başlayalım:


Kader: Cenâb-ı Hakk’ın kâinatta olmuş ve olacak her şeyin evsafını ve havassını ve sâir geleceğini ve geçmişini ezeli ilmiyle bilip Levh-i Mahfuzunda takdiri ve yazmasıdır.

Kaza: Allah’ın ezelde takdir ettiği şeyin ve emrinin zamanı gelince, Allah’ın takdirine göre yaratılmasıdır.
Atâ: Bağışlama, lütuf.

İrâde: Dilemek, bir şeyi yapmak veya yapmamak için olan iktidar, güç.

Kader Allah’ın her şeyi bilmesi ve yazması, kaza ise bu yazılanların vukua gelmesi olduğuna göre aşağıdaki soruları nasıl cevaplandırırız?

- Duâ etmekle kader ve kazanın önüne geçilebilir mi?

- Duâ ile kader ve kaza değişmezse, duâ etmenin ne mânası var?

- Duâ, kader ve kazaya yani Allah’ın yazdığına rıza gösterme edebine aykırı değil mi?

Şimdi akla gelen bu sualleri cevaplandırmaya çalışalım.

Duâ etmekle kader ve kazanın önüne geçilebilir mi?

İbn-i Ömer’den (ra) rivâyet edilen bir hadiste, Peygamber Efendimiz: “Duâ inen belada da fayda verir, henüz inmemiş belada da. Öyle ise ey Allah’ın kulları, duâyı bırakmayınız.”1

Diğer bir hadiste; Sevban (ra) Resûlullah efendimizden (sav) şöyle rivâyet etmiştir: “Kaderi sadece duâ engeller. Ömrü sadece iyilik uzatır. Ve kişi (bazen) yaptığı bir günahtan dolayı (kendisine takdir edilmiş) rızıktan mahrum edilir.”2

Duânın kaderi engellemesi konusunda Bediüzzaman Hazretleri şöyle der: “Cenâb-ı Hakk’ın atâ, kaza, kader namında üç kanunu vardır. Atâ, kaza kanununu bozar, kaza da kader kanunu bozar. Meselâ: Bir şey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kaza demektir. O kararı iptal edip hükmü kazadan affetmek, atâ demektir. Evet, yumuşak bir otun köklerindeki damarları katı taşı deldiği gibi, atâ da kaza kanununun kat’iyetini deler. Kaza da ok gibi kader kanununun kararını deler. Demek atânın kazaya nispeti, kazanın kadere nispeti gibidir. Atâ, kaza kanununun şümulünden ihraçtır. Kaza da kader kanununun külliyetinden ihraçtır. Bu hakikate vâkıf olan ârif, Ma’budu olan Hâlık’ına (Ya İlâhî! Hasenâtım senin atâ’ndandır. Seyyiâtım da senin kaza’ndandır. Eğer atâ’n olmasa idi, helâk olurdum) der.”3

Buna bir misal verecek olursak Yunus (as) ve kavmi buna güzel bir misaldir. Ninovalılar Yunus (as)’a inanmayıp Allah’a âsi olmuşlardı. Ninovalıların iman etmemekte ısrarlarından dolayı Yunus (as) onların aleyhinde duâ etti. Cenâb-ı Hakk Yunus (as)’a kavmi hakkında bedduâ etmemesini ve kırk gün imana davet etmesini ve inanmazlarsa azap göndereceğini söylemesini emretti. Otuz yedi gün davet ettiği halde iman etmemelerine binâen üç gün sonra azap gelecek alametleri de şunlardır diyerek oradan ayrıldı. Alâmetler vuku bulunca Ninovalılar hata ettiklerini anladılar ve Yunus (as)’mı aradılar, bulamadılar. Rablerine iltica ettiler. Yalvardılar yakardılar, tevbe ve nedamet ettiler. Rableri de onları, duâ ve nedametlerinden dolayı bağışladı ve üzerlerinden azabı kaldırdı.

“Zünnûn’u da (balık sâhibi Yûnus’u da an)! Hani (kavmine) kızan biri olarak, (bizden izinsiz) gitmişti de kendisini (bu yüzden) aslâ sıkıştırmayacağımızı sanmıştı; derken (balığın karnında) karanlıklar içinde (kalıp “Senden başka ilâh yoktur; seni tenzîh ederim! Gerçekten ben (nefsine) zulmedenlerden oldum!” diye nidâ etmişti.
Nihâyet (biz de) onun duâsını kabûl ettik ve onu kederden kurtardık. İşte, müminleri böyle kurtarırız.”4

Âyette ifade edildiği gibi denize atılmış, büyük bir balık onu yutmuş. Deniz fırtınalı gece dağdağalı, karanlık ve her taraftan ümit kesik bir vaziyette bulunan Yunus (as) Rabbine münacat etti. O münacatı, o duâsı ona süratle vasıta-i necat oldu. Eğer bütün insanlar ona yardımcı olsalardı yine de hiçbir şey yapamazlardı. Çünkü o vaziyette esbap bil-külliye sukût etmişti. Ancak ona o halde necat verecek öyle bir zât lâzım ki; hükmü hem balığa, hem denize, hem geceye, hem cevv-i semaya geçebilsin ve onu sahili selamete çıkarsın. Hükmü hem geçti hem sahil-i selamete çıkardı. Demek esbabın tesiri yok... Tesir ve nusret ancak Allah’tandır.

Yunus (as) kavminin küfürlerinden dolayı azaba çarptırılmaları kader, azabın gelmesi kaza, onların yaptıklarından pişman olup nedametle Rabb-i Rahîm’lerine yalvarıp yakarmaları, Rablerinin de onların üzerinden azabı kaldırması onlar için atâ idi. Yunus (as) Rabbinden izin almadan hizmet yerini terk etmesinden dolayı balığın karnına hapsedilme hükmü kader, balığın Yunus (as) yutması kaza ve Yunus (as)’ın münacatı ise ve Rabbinin onu kederinden kurtarması ve yüz binden fazla ümmete kavuşması ise atâdır.

Duâ ile kader ve kaza değişmezse duâ etmenin ne manası var?

Madem Allah kaderimi ezelde takdir etmiş öyleyse değişmez deyip kadere dayanarak duâ’dan vazgeçmek bir kaderiyecilik olur bu ise yanlıştır. Bunun yerine duâyı da Allah’ın takdirinin bir parçası kabul edip duâ etmek daha makuldür.

İmam-ı Gazali hazretleri bu konuda şöyle der: “Olaylar önceden sebep sonuç birbirine bağlanmıştır. Sebeplerin sonuçları ortaya çıkarması zaman içinde meydana gelir. İyilik veya kötülüğü takdir eden bunlar içinde bir sebep takdir etmiştir. Duâ kötülüğün giderilmesi veya iyiliğin tedariki için bir sebeptir. Duânın bir faydası da kalpte Allah inancının kökleşmesini sağlamasıdır ki bu da ibâdetin amacıdır.”5

Âişe validemizden (rah) rivâyet edilen bir hadiste: Resûlullah Efendimiz (sav) şöyle buyurdu: “Sakınmak kaderi değiştirmez. Duâ ise inen belaya da henüz inmemiş belaya da, fayda verir. Bela iner ve duâ ile karşılaşınca kıyamet gününe kadar birbiriyle mücadele eder, vuruşurlar.”6

Ezelde duâ ile takdir edilmiş şeyler yine duâ ile vuku bulacaktır. Kader (alın yazısı)’nın olaylara göre bir üstünlüğü varsa, yani olaylar kadere göre şekilleniyorsa Allah’ın irade ve kudretinin de kadere bir üstünlüğü vardır. Allah’ın irade ve kudreti kaderde yazılı olan şeye taalluku olmasa o şey vuku bulmaz. Burada esas olan irade ve kudrettir. Allah (cc) kaderde yazmış olduğu şeyi illâ vuku bulduracaktır denemez. Aksinin iddia edilmesi Allah’ın kendi takdir ettiği şeylere mahkûmiyetini ortaya koyar. Bu ise ulûhiyetin şe’nine (şanına) ve itikada zıttır. Bizim burada yapacağımız şey duâ ile kudreti celp etmektir.

Kısaca Kader, kulun nasıl hareket edeceğini ve buna karşı İrade-i İlâhî’nin ve Kudret-i Mutlaka’nın nasıl taalluk edeceğini bilir. Kulun fiilinin vücut bulmasında ilim sıfatının tesiri yoktur. Olsa idi kul o fiilinde mahkûm olurdu. Sırrı teklif (imtihan) bozulurdu. Öyleyse kudretin celbiyle, iradenin taalluku ile kader kaza olmadan atâ olabilir. Fakat o olayda kulun cüz-i ihtiyarisi sadece bir şart-ı adidir.
Önemli olan kudretin celbidir.

Duâ, kader ve kazaya yani Allah’ın yazdığına rıza gösterme edebine aykırı değil mi?
(Ey Resûlüm!) De ki: “Eğer duânız olmasa, Rabbim size ne diye ehemmiyet versin?”7 meâlindeki âyette ifade ettiği gibi bizi biz yapan ubûdiyetimizi en güzel gösteren duâdır. “Duâ eden âdem anlar ki: Birisi var; onun hatırat-ı kalbini işitir, her şeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına medet eder.” Başımıza bir keder veya sıkıntı geldiği zaman elbette Rabbimize sığınacağız, ona münacat edeceğiz. “Biz, o münacat ile birinci maksadımız günahlardan gelen manevî ruhî yaralarımızın şifasını niyet etmeliyiz. Maddî hastalıklar için ubûdiyete mani’ olduğu zaman iltica edebiliriz. Fakat mûterizâne ve müştekiyâne bir surette değil, belki mütezellilâne ve istimdadkarâne bir surette iltica edilmeli. Madem onun rubûbiyetine razıyız, o rubûbiyeti noktasında verdiği şeye rıza lâzımdır. Kaza ve kaderine itirazı işmam eder bir tarzda Ah! Of! deyip şekva etmek kaderi tenkittir, rahmeti ittihamdır. Kaderi tenkit eden, başını örse vurur kırar. Rahmeti ittiham eden, rahmetten mahrum kalır. Kırılmış el ile intikam almak için o eli istimal etmek, nasıl kırılmasını tezyid ediyor. Öyle de musibete giriftar olan âdem, itirazkarâne şekva ve merak ile onu karşılasa, musibetini ikileştirir.10

Her türlü günahı işlerken Allah’ı unutup başımız dara girdiği zaman Allah’ı hatırlayıp da âyette ifade edilen “İnsana nimet verdiğimiz zaman (şükürden) yüz çevirir, yan çizer. Ona kötülük dokunduğu zaman da bol bol duâcıdır.11 Hâlbuki insan (bazen öfkelenerek, bazen bilmeyerek) hayra olan duâsı gibi (kendi aleyhine olarak) şerre duâ eder. Çünkü insan, (işin sonunu düşünmez ve) çok acelecidir.”12 şeklinde bir ubûdiyet olmamalı…

Sonuç olarak, kimin başına bela, kaza, keder gelmişse Rabbimize sığınmanın da vakti gelmiştir, duâ etmek ilham olunmuşsa icâbet etmek de ona bahşolunmuştur. Zira Allah-ü Zülcelâl Kur’ân-ı Kerim’inde: “(Habîbim, yâ Muhammed!) Kullarım sana benden sorarsa, şüphe yok ki ben (onlara) pek yakınım. Bana duâ ettiği zaman duâ edenin duâsına cevap veririm; öyle ise onlar da benim için (davetime) icâbet etsinler ve bana îmân etsinler; tâ ki hak yolu bulsunlar.”13

1_Ahmed b. Hanbel 5/493; Tabarâni, Kebir 30/ 103
2_Ahmed b. Hanbel 5/277; İbn Mace, 90
3_Mesnevî Nûriye 184
4_Enbiya Sûresi 87-88
5_İhyayı Ulûm-id Din c.1, s.958
6_Hakim 2/294, Kudai no: 859, 860
7_Furkan 77
8_Lem’alar 8
9_Fussilet 51
10_İsra 11
11_Bakara 186

Alıntıdır.
avatar
admin
Admin
Admin

Yengeç
Mesaj Sayısı : 212
Yaş : 56
Nerden : İstanbul
Noktalar : 4399
Adınız veya Lakabınız : 0 Kayıt tarihi : 05/08/08

Oyun Özellik
Benim Sitem Formunda Üyelerin karakterkeri:
Örnekler:
Bar:
0/0  (0/0)

Kullanıcı profilini gör http://sitemforum.0forum.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: ALLAH HER İNSANIN DUASINI KABUL EDER

Mesaj tarafından admin Bir Paz Ocak 31, 2010 3:27 am

Dua niçin kabul olmaz

Sual: Dualar niçin kabul olmaz?
CEVAP
Şartlarına uygunsa dua kabul olur. Hadis-i şerifte, (Rabbiniz kerimdir, kendine açılan eli boş çevirmekten haya eder, edilen duayı kabul eder) buyuruldu. (Tirmizi)

Duanın kabul olması için bazı hususlara dikkat etmek gerekir. Sebeplere yapışmadan istemek kuru bir temennidir.Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Çalışmadan dua eden, silahsız harbe giden gibidir.) [Deylemi]

Yapılacak işlerden bazıları şöyledir:
Önce günahlara tevbe etmeli, istiğfar okumalı, sadaka vermeli, imanını düzeltmeli, duanın kabul olacağına inanmalı, iki diz üzerine kıbleye karşı oturup, duaya başlarken, Sübhane Rabbiyel aliyyil a’lel vehhab demeli, euzü besmele çekip hamd ve salevat okumalı, duayı üçten fazla söylemeli! Kabul olmadı diyerek ümit kesmemeli, kabul olana kadar uzun zaman tekrar etmelidir! (Feraid)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Siz, kabul edileceğine yakînen inanarak, Allah’a dua ediniz. Allahü teâlâyı unutarak, gafletle edilen dua kabul olmaz.) [Tirmizi]

(Emr-i marufu bırakırsanız dualarınız kabul olmaz.)
[Bezzar]

(Bid'at ehlinin duası ve ibadetleri kabul olmaz.) [Deylemi]

(Kızını fasıkla evlendirenin duası kabul olmaz.) [Şir’a]

Farzları yapmayanın, mesela namaz kılmayanın duası kabul olmaz. Haramlardan sakınmayanın duası kabul olmaz. Ebülleys-i Semerkandi hazretleri, (Haram yiyenin, gıybet edenin ve haset edenin duası kabul olmaz) buyuruyor. Hadis-i şerifte de, (Duanın kabul olması için, yenilen ve giyilen helal olmalıdır) buyuruluyor. (Tergib-üs-salât)

İhlaslı ve salih olmaya çalışmalı. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(İhlaslı olarak dua edin!) [Mümin 14, 65]

(Allahü teâlâ, ancak takva sahiplerinin [salihlerin amellerini, dualarını] kabul eder.) [Maide 27]

Evliyayı vesile ederek, dua etmeli. Buhari’deki hadis-i şerifte, duanın kabul olması için, Peygamberleri ve salihleri vesile etmek gerektiği bildirilmektedir. (Hısn-ül-hasin)

Mesela silsile-i aliyyenin isimleri okunup onların hürmetine dua edilmeli.
Din kardeşine gıyabında dua etmeli.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Müminin din kardeşi için, arkasından yaptığı hayır dua kabul olur. Bir melek, Allah bu iyiliği sana da versin der. Meleğin duası reddedilmez.) [İbni Ebi Şeybe]

Beş vakit namazı doğru ve severek kılmalı ve sonra dua etmeli. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Beş vakit namazlardan sonra yapılan dua kabul olur.) [Buhari]

Yine hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ buyuruyor ki: büyüklenmeyen, gününü Allah’ı anmakla geçiren,
[Allah’ın razı olduğu işleri yapan] günahta ısrar etmeyip istiğfar eden, aç doyuran, garibi koruyan, küçüğe merhamet, büyüğe saygı gösterenlerin namazlarını kabul ederim. Böyle bir kimselerin istediklerini veririm, dua ederlerse, dualarını kabul ederim.) [Darekutni]

(Gizli-açık çok sadaka verin ki rızkınız bollaşsın, yardıma mazhar olasınız ve duanız kabul edilsin.)
[İbni Mace]

(Allahü teâlâ, duanızı kabul eder. Dua ettim, hâlâ duam kabul olmadı diye acele etmeyiniz! Allah’tan çok isteyiniz! Çünkü kerem sahibinden istiyorsunuz.)
[Buhari]

(Kim, Yunus aleyhisselamın balığın karnında iken ettiği duayı okursa, duası kabul olur.)
[Tirmizi]

(Birinize dert ve bela gelince, Yunus Peygamberin duasını okusun! Allahü teâlâ onu muhakkak kurtarır. Dua şudur: “La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin”)
[Tirmizi]

(Duasının kabul olmasını isteyen, darda kalanı ferahlandırsın!)
[İbni Ebiddünya]

(İstiğfara devam eden, her türlü sıkıntıdan ve geçim darlığından kurtulur, ferahlığa çıkar, ummadığı yerden rızka kavuşur.)
[Nesai]

(Sıkıntılı iken duasının kabul edilmesini isteyen kimse, refahta iken çok dua etsin!)
[Tirmizi]

(Sıkıntılı veya borçlu bir kimse, bin kere "La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim" derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.)
[Şir’a]

Sual:
Evlilik için dua ettim, kabul olmadı. Sebebi nedir?
CEVAP
Evlenmeyi istemek normaldir. Ancak her evlilik mutlaka hayırlı olur mu? Çok az da olsa, evlilik bir kimsenin dünya ve ahiret felaketine sebep olabilir. Ne olursa olsun evlenmeyi değil de, mutlaka hayırlı olanını istemelidir. Hayırsız bir evlilik yerine bekârlığı tercih etmelidir!

Esas hayat, ahiret hayatıdır. Muhteşem bir hayat sürülse de, dünya geçicidir. Akıllı, ahiretini düşünüp, (Ya Rabbi evlilik hakkımda hayırlı ise nasip et) diye dua eder. Kur'an-ı kerimde, (Dua edin, duanızı kabul ederim), hadis-i şerifte ise (Rabbiniz kerimdir, kendine açılan eli boş çevirmekten haya eder) buyuruldu. (Tirmizi)

(Duam kabul olmadı) demek yanlıştır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Dua edenin ya günahı affolur veya hemen hayırlı karşılığını görür, yahut ahirette mükafatını bulur.) [Deylemi]

Allahü teâlâ, Kıyamette, duası dünyada kabul edilmeyen kula (Dünyada ettiğin duana karşılık şu sevapları veriyorum) buyuracak, o kadar çok sevap verecek ki, o kimse, (Keşke dünyada hiçbir duam kabul edilmeseydi) diyecektir. (T.Gafilin)

Allahü teâlâ, dua edeni sever, dua etmeyene gazap eder. Dua müminin silahı, dinin temel direklerinden biridir. Duanın faydaları çoktur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Dua, işlenen günahlara kefarettir.) [İbni Hibban]

(Dua, bela gelirken korur.) [Şir’a]

Allahü teâlâ, isteyene verir. Dua etmenin, istemenin de şartları vardır. Bu şartlara riayet eden arzusuna kavuşur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, sabra gayret edeni muvaffak kılar, iffet talep edeni de iffetli, istigna edeni de gani kılar.) [Hakim]

(Hayır isteyen hayra kavuşur. Şerden sakınan da korunmuş olur.)
[Hatib]

Demek ki, sabreden başarır, namuslu olmak isteyen ve insanlara muhtaç olmak istemeyen arzusuna kavuşur. Arayan Mevlasını, azan belasını bulur.

Sual: Allahü teâlâ, sevdiği kulunun dua etmesini sevdiği için duasını geciktirdiği doğru mudur?
CEVAP
Öyle durumlar da olabilir. Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle anlatıyor:

(Allahü teâlâ bir kulunu severse veya onun sevgili bir kul olmasını isterse, üstüne bardaktan boşanırcasına musibet yağdırır, onun üzerine ardı ardına belalar gönderir. Bu kimse dua ederse, Cebrail aleyhisselam der ki:

- Ya Rabbi bu sevgili kulun istediğinin verilmemesinin hikmeti nedir ki?

Allahü teâlâ
buyurur ki:
- Ben onu sesini dinlemeyi seviyorum, bırakın duaya devam etsin.
Kul ya Rabbi der, Allahü teâlâ lebbeyk der, (Senin her istediğini vereceğim ve memnun edeceğim, İzzetime yemin ederim, ne dua edersen kabul edeceğim, ne istersen vereceğim, ancak bu isteklerini ya dünyada veya ahirette veririm, ahirette verirsem daha üstününü verir, daha büyük belaları üzerinden def ederim) buyurur.

Kıyamet günü, teraziler kurulur, namaz ehli getirilir, karşılığını tam alırlar. Oruç tutanlar getirilir karşılığını tam alırlar. Zekat ehli getirilir onlar da karşılığın tam alırlar. Hac ehli getirilir onlar da karşılığını tam alırlar. Belaya, musibete uğrayanlar getirilir onlar için terazi kurulmaz, ücretleri, mükafatları tartısız bol bol verilir. Bunlara verilen sevapların büyüklüğünü görenler, (Keşke bizim de dünyada vücutlarımız makaslarla doğransaydı da biz de böyle büyük nimetlere kavuşsaydık) derler. İşte şu âyet-i kerime bunu bildiriyor:

(Ey îman eden kullarım, Rabbinizden [emir ve yasaklarına riayetsizlikten] korkun. Bu dünyada [Allahü teâlâya itaat ederek] iyi iş yapanlar için, [ahirette] bir güzellik [cennet] vardır. Allahın toprağı yer yüzü geniştir. [Kâfirler içinde daraldığınız zaman, başka ülkelere hicret edebilirsiniz.] Ancak [İbâdete, taate, belâlara ve vatanından ayrılıp hicretin güçlüklerine] sabredenlere ecirleri hesapsız ödenecektir.) [Zümer 10] (Dürr-ül mensûr – İmam-ı Süyûti)

KAYNAK: http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1956
avatar
admin
Admin
Admin

Yengeç
Mesaj Sayısı : 212
Yaş : 56
Nerden : İstanbul
Noktalar : 4399
Adınız veya Lakabınız : 0 Kayıt tarihi : 05/08/08

Oyun Özellik
Benim Sitem Formunda Üyelerin karakterkeri:
Örnekler:
Bar:
0/0  (0/0)

Kullanıcı profilini gör http://sitemforum.0forum.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz